‘Kişi’ sıkça yaptığı gibi yürüyordu, tenha ve karanlık sokakları seçerek. Çokça duymuşsunuzdur bilinçsizce yürüyen, adımlarını farkında olmadan atan karamsar kahramanları. ‘Kişi’ de onlardan biriydi işte. Pencerelerden içeri kayıyordu gözü mutlu insanlar görür umuduyla. Evet, artık mutluluğu uzakta görmek bile bir umut sebebiydi. Dışlanmış sayılmazdı pek de. İstese yanına gidebileceği arkadaşları vardı. Yalnızlığına ihanet edebileceği arkadaşları memnuniyetle karşılardı onu.
Yabancılara açtı belki de. Kendini o kadar basit görüyordu ki ancak sokak yosmalarının ya da oğlancı amcaların yanında ‘Birey’ olabilirdi. Sokaklarda fink attı, parklarda sigara içmeyi öğrendi. Karanlığın içinden onu becermek isteyen gözlerin ağırlığında çocukluğunu atladı.
Ne olursa olsun bizden biriydi o da. Yalnızca geceleri ortaya çıkan bir arayış hastalığıydı onunki. Gündüzleri zekiydi, parlak dişleriyle gülümserdi etrafa. Ne kadar da örnek gösterilecek biriydi ‘Kişi’. Büyük beklentileri vardı ailesinin ondan, öğretmenleri büyük adam olacağına emindi.
‘Herhangi biri’ böyle ‘Kişi’ye dönüştü işte. İlk tepkisi kulak tıkamaktı ‘başkaları’na. ‘Diğerleri’ni aramaya çıktı ve eve döndüğünde ‘Kişi’ koydu adını.
13 Şubat 2009 Cuma
10 Şubat 2009 Salı
intihar güncesi - II

Dönüşü olmayan bir yola girmiş gibidir. Aklında iç içe geçmiş bir düşünceler yumağını çözmeye çalışır. Çok zamandır yaradılışı, kendi yaradılışını düşünüp duruyordu. Her olasılığa uzun süre takılıp çıkmazlara sokmaktaydı kendini. Bundan duyduğu haz garip denecek kadar uçuktu.
Yüreği hep bir acıyla sıkıştı. İnsan olmanın acısı, yol ayrımlarının acısı, kimliklerinin acısı, seçimlerin acısı.. Bir aileye mensup olmak o ailenin varını yoğunu sırtlanmak demekti. Bir aileye mensup olmak ona bir kalıpla şekillenmesini dayatıyordu. Cüzdanında taşıdığı mavi kimlik kartı ona akıl almaz yükümlülükler veriyordu.
Kim olmak istiyordu Kişi esasında? Vahşi bir dağ keçisi olsaydı ne değişirdi acaba. Bugün dün ve yarın arasında sıkışan bir karar anıydı; ölmeli mi, boyun mu eğmeli? Ölüm en büyük tepkiydi, soylu ve kutsal bir yoldu. Basit bir kimyası vardı üstelik. Bu kadar kolay, bu kadar basit; işte soyluluk böyleydi.
fotoğraf : http://rampant-mac.com/dp_07/Big-Bang-Theory_alt2_1920.jpg
9 Şubat 2009 Pazartesi
intihar güncesi - I
İnsanlar arasındaki belli olmayan yerini ararken ne de zavallıydı ‘Kişi’. Olmak istemediği ‘birisi’ olarak nefret ettiği bir odada, pis bir yatakta uyanırdı her sabah. Ardından hep aynı keşmekeş..
Okula giderken bindiği otobüs, sabahları uğradığı simitçi, her vakit o köşeye kurulan ayakkabı boyacısı çocuk, herkes ve herşey hep aynı yapmacıklıkta. Soğuk bakışlarla birbirlerine sırıtan insanlar ona kendi yanlızlıklarını verirlerdi.
’Kişi’yi etrafımızda aramayı bırakalım. Bahsi geçen biçareyi neden uzaklarda arıyoruz? Her yerde görebiliriz onu, aynaya bakarken de onu görürüz. Mesele farkındalık.
İkiyüzlülükle suratımıza gülen beylik karakterlerin arasında kendimizi bile unutuyoruz. Artık aynadakine de riyakar, soğuk zorunluluğumuzla bakıyoruz.
Birgün televizyon izlerken gördüğümüz bir filmde gerçeği soran adama, aynı soğukkanlılıkla “gerçek – eşittir – ikiyüzlülük!” diyebiliriz. Çünkü dibine kadar yaşadığımız tek gerçek budur.
Okula giderken bindiği otobüs, sabahları uğradığı simitçi, her vakit o köşeye kurulan ayakkabı boyacısı çocuk, herkes ve herşey hep aynı yapmacıklıkta. Soğuk bakışlarla birbirlerine sırıtan insanlar ona kendi yanlızlıklarını verirlerdi.
’Kişi’yi etrafımızda aramayı bırakalım. Bahsi geçen biçareyi neden uzaklarda arıyoruz? Her yerde görebiliriz onu, aynaya bakarken de onu görürüz. Mesele farkındalık.
İkiyüzlülükle suratımıza gülen beylik karakterlerin arasında kendimizi bile unutuyoruz. Artık aynadakine de riyakar, soğuk zorunluluğumuzla bakıyoruz.
Birgün televizyon izlerken gördüğümüz bir filmde gerçeği soran adama, aynı soğukkanlılıkla “gerçek – eşittir – ikiyüzlülük!” diyebiliriz. Çünkü dibine kadar yaşadığımız tek gerçek budur.
4 Şubat 2009 Çarşamba
intihar güncesi
Uzaklarda bir noktaya bakıyordu. Gözlerini kızıl kanlara bulanmış noktaya dikmişti. İlmek ilmek etmişti düşlerini bu an. Zamana gitti aklı. Sonra jilet kaydı, bir sis bulutu sardı gözlerini sımsıkı. Öyle sıktı, öyle acıttı ki nefes alamadı. Kalbi hareketsiz bir eşya oldu. Bedeni sahipsiz bir kütleydi.
Bu ev, bu oda nasıl yabancılaşmıştı. Eşyalar, sonra eşyalar nasıl olmuştu da ona bu denli eğreti gelmişti. Kim inandırabilirdi bir gün hepsinin aidiyetini feda edeceğine..
fotoğraf : http://img.blogcu.com/uploads/dennissa_yalnizlarmavisi_Suicide_hanging_by_CaptainBoneDaddy.jpg
30 Aralık 2008 Salı
OYUN
sen yok oldun olalı bedenim oyun alanı. yakmışım çimleri.. kalan boz renkte .. engebeli toprak saha.. oyuncular seçtim iskeletlerden bedenime. en olmayacak ve en olmadık olanlardan. kimileri 'şimdilik" kimileri eski püskü .. ve pis geçmişin izleri.. davet edilmiş olmanın rahatlığıyla.. birbir ve böbürlene böbürlene.. bazen de aynı anda.. sunduğum bedenimde "çalımlarla" .. "faullarla" hedefe kitlenip kazandılar oyunu.. ne ofsaytlar.. ne sarı ne kırmızı kartlar.. ne belime ne bacağıma ne kafama atılan tekmeler.. ben gördüm ama.. hakem yoktu oyunda.. vardı ise de adalet yoksunu.. atıldı goller.. bedenime .. bedenime.. mahalle takımı süper lig takımına karşı.. nasıl sevinirse işte.. öyle sevindiler.. izin verdim ve hep yendiler...
sen yok oldun olalı.. ne atılan tekmeler.. ne yenen goller.. iskeletlerin tenimden ete kemiğe dönmeleri.. canımdan can emmeleri.. değil hiç umrumda.. sen yok oldun olalı tüm yenilgiler hileli.. bana ne.. sen yoksun ya yok anlamı oyunun.. sen yoksun ya .. yok anlamı bedenin.. sen yoksun ya .. yok anlamı HİÇBİR ŞEYİN...
sen yok oldun olalı.. ne atılan tekmeler.. ne yenen goller.. iskeletlerin tenimden ete kemiğe dönmeleri.. canımdan can emmeleri.. değil hiç umrumda.. sen yok oldun olalı tüm yenilgiler hileli.. bana ne.. sen yoksun ya yok anlamı oyunun.. sen yoksun ya .. yok anlamı bedenin.. sen yoksun ya .. yok anlamı HİÇBİR ŞEYİN...
2 Aralık 2008 Salı
yenildim
gittikçe uzaklaşıyor yüzün benden. yüzün de gidiyor ardı sıra bedeninin. sen sandığım onca yüz ve beden bakmıyor yüzüme; değmiyor bedenime. her dokunuştan sonra ağlardım önceden. yastığa akardı yaşlar. şimdi ağlamıyorum. gittikçe uzaklaşıyor yüzün ve bedenin benden. unutmak istemediğimdin sen benim. unutturmak istediğindim ben senin. filmler izliyor ağlıyor insanlar. ben o filmleri izlemiyorum. ağlamıyorum. seni özlediğimi haykırmadığım için yüzüne... bedenine.. yüzün de gidiyor benden bedenin de. her geldin sandığımda gitmiştin sen. her gittiğinde sen bang bang you shot me down. kimsenin dokunmasını istemediğim o tenin şimdi kimi ısıtıyor. kim uyuyor belinde. gelmeyeceksin. uyumayacağım bir daha o tende. ne acısın sen bana. ağlamıyorum. alışmak istemediğim yokluğuna alışıyorum. yenildim ben.
30 Kasım 2008 Pazar
kesik kesik

sokağa söylüyorum adını. kaldırımlar beni çağırıyor. belki bir tesadüf, o sokağın köşesinden dönüşün canlanıyor gözlerimde. bakışların yukarı çevrili, ta uzaktan kesişiyor bakışlarımız. gülümsüyorsun. sokak adını fısıldıyor, yüreğim adını bağırıyor. sen tek kelimeyle aşkı çağırıyorsun: ... . soytarıyı oyna hadi; yüzünde boyalar, ellerinde ateşli yürek parçalarım. kukuletandaki ziller ölümü yokluyor çanlarmışçasına. ölümü kovalıyor aşk o dudaklardan uzaklarda.
bak. karanlık. örtülüyor üzerimize. bir utancın çocukları olmalıyız. utanmayı bilmiyoruz. asi evlatlarız. anamızı - babamızı yok saymışız bir kere. sokaklar bu yüzden dost bize. bu sebepledir ki aşk lanetli. bakışlarımız kesişiyor ince bir tülün ardından. gecenin tüm karabasanları örtüyor üzerimizi. bundan sonrası soğuk.
bilmiyorsun ki içten içe üzülüyorum senin için. daha da içime girince kendim için üzülüyorum. içime giren her dokunuş beni bir adım daha yaklaştırıyor üzüntüye. çünkü sen değilsin içime giren, neşe değil, hayat değil, varsıl bir heyecan değil. üzülmeyi öğreniyorum. boynunu eğen olmayı öğreniyorum hayatın önünde, tekrar. insan olmayı öğreniyorum, aciz. aczimi ellerine veriyorum, son bir darbeyle yere seriyoruz insanlığı.
unutmuşum. 'biz' diye bir topluluk yok artık. iki kişilik aşk bestemizin notaları dökülmüştü. aşk kuru ve tiz bir çığlığa dönüştü ağzımda. dişlerim ellerime döküldü sonra geçen her gün. bir ihtiyar mı oldum şimdi, yoksa taze bir cenin mi? parmaklarımla bir yalnızlık çizdim kumun üzerine. uzaktan bakınca sana benzeyen kocaman bir figür.
dalgalar geliyor. yüreğimi söndürmeye izlerini alıp götürerek.
fotoğraf : jörn train station
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


